Hakkımızda

Haz ve hızın ayartıcılığında baştan çıkartılmış muktedir zamanlarda yaşıyoruz.  Eşyanın kuşatıcı rolü karşısındaki çekilme psikolojisi insanlığın önündeki kurtuluş pırıltılarını yetkisiz kıldı. İnsan hayatından bir şekilde çıkarılan hikmetin, öte dünya malı gibi ağızdan ağıza dolaştırılıyor olması vicdan azabımızın derin iniltilisinden başkası değildir aslında. İrfan geleneğine dair bütün kadim söylemler birer hikâyeye dönüştü şimdiden. Mütevazı sohbet odalarından modern alışveriş merkezlerine, bir lokma bir hırka söyleminden kuş sütünün eksik edilmediği sofralara geçişimizin tarihi fındıkkabuğunu doldurmayacak bir sığlıkta önümüzde duruyor. Üç yüz yıldır modern dünyanın azmanlığı karşısındaki yenilmişliğin rövanşına hazırlanmış gibi dursak da bedenen sahiplendiğimiz zindeliğin ruhumuzdaki karşılığı nedir sorusu cevapsız bir arama gibi ekranımıza yansıyor. Kavramların dünyasından toplumsal düzene, davranış biçimlerinden yaşayış tarzına kadar köklü bir değişime tabi olduğumuzu inkâr edecek zeminde değiliz.

Mahallemizi terk edeli çok oldu. Geri dönmek istiyoruz. Delilerimizle şakalaşmayı, hastalarımızla halleşmeyi, aksakallılarımızla oturup nasihatleşmeyi özler olduk. Modern dünya hastalıklı hali bütün özlediklerimizi elimizden aldı; delilerimizi tımarhanelere, yaşlılarımızı huzur evlerine, hastalarımızı ise hastanelere tıkarak herkesi ölümcül bir istirahate konuk etti. Artık apartman boşluklarında betondan hayallerine çarpa çarpa büyüyen bir nesil inşa ediyoruz. Düne dair yüceltilen birçok şey zibil derekesinde halı altlarına süpürüldü. Dünyanın debdebesi içinde büyülenen gözlerimiz kendi kıstırılmışlığımızı göremeyecek denli bir körlüğe aşina.  Hakikatin ele avuca sığmaz büyüklüğüne rapt olmak için kendi eksikliğimizin fotoğrafını titizlikle incelememiz gerekiyor. Başkalarının bize yönelttiği eleştiri oklarını dışarıdakinin gazeli olarak okumayı bir kenara bırakıp kendi gazelimizi kendimiz okumak istiyoruz. Düştüysek bizi düşüren çelmenin ne’liğini bilmek istiyoruz. Dağıttıysak bizi dağıtan sarhoşluğun kaynağını inmek istiyoruz. Bizi takatsiz bırakan yaranın acısını başkasının avazı ile değil kendi avazımızla haykırmak istiyoruz.

Bu amaç doğrultusunda, inciten dilin fütursuzluğundan özellikle sakınarak “dünden bugüne Müslümanlar olarak ne yaptık?” sorusu özelinden kendimizle yüzleşmek istiyoruz.  Türk siyasi hayatının son yirmi yılında ciddi manada söz sahibi olan, etkisi ve rolü bakımından birçok alanda yetki ve sorumluluğu bulunan Müslümanlar olarak hangi alanlarda neyi başarabildiğimizi ya da hangi alanları eksik ve yetersiz bıraktığımızı masaya yatırıyor ve bugüne kadarki istikametimizin muhasebesini yapmak istiyoruz.

Yüzleşmek başlığı altında toparlamaya çalıştığımız metinler elbette ki birtakım çevreleri memnun etmeye yönelik özür dilekçesi mahiyetinde değildir. Diğer taraftan bu başlığı politik bir tavır alış olarak okumak da yersiz olduğu kadar eksik bir algılama biçiminden öteye gitmeyecektir. Çilingir dergisi, vicdan muhasebesinin ışığında ve sorumluluğunu ahlaki bir zemine oturtarak yönünü tayin etmiş gayretlerin ürünüdür. Tek derdimiz Bismillah diyerek başladığımız yolu Elhamdülillah diyerek tamamlamaktır. Bu dertle çerağımızı yakıyor ve yarınlara tertemiz bir iz bırakmak için Cenabı Hak’tan yardım talep ediyoruz.