Modern İnsan 15 Temmuz’u Yorumlarken Eksik Kalıyor

M. Taceddin KUTAY / ÇİLİNGİR DERGİSİ / Bu Sayıda

Giriş Niyetine: Aydınlanma’dan Günümüze Yetkin İnsan’ın Gelişimi
Protestan rahip Johann Friedrich Zöllner’in aydınlanmayı eleştirdiği makalesinde sormuş olduğu” Lütfen şu Aydınlanma’nın tarifini yapınız. Aydınlanma deyip durduğunuz şey tam olarak nedir?” sorusuna “Berlinische Monatsschrift” dergisinde cevap veren Immanuel Kant, Aydınlanma’yı “İnsanların bugüne kadar kendi kabahatleri sebebiyle duçar oldukları yetersizlik illetinden kurtulmaları” olarak tarif etmekte idi. İnsanlar bu yetersizlik sebebiyle başka insanların kontrolleri altına girmişler ve yetkinliklerini yitirdikleri için girdikleri bu dert etkinliklerini daha da yitirmelerine neden olmuş; içinden çıkılmaz bir sarmal ortaya çıkmıştı. Immanuel Kant bu sebeple Aydınlanma tarifini insanların yitirdikleri yetkinliklerini yeniden kazanma süreci olarak tarif ettikten sonra günümüzde artık klasikleşen “Sapere Aude” (bilge olmaya cesaret et!) sloganını ortaya koymuştur. Kant’a göre Aydınlanma cesaret gerektiren ve insanların ancak şövalyece bir ruh ile girebilecekleri bir süreçtir. Zira o güne dek insanların kendi başlarına izah etmeleri mümkün olmayan pek çok fenomen başka bir takım insanlar yahut kurumlar tarafından izah edilmiştir. Ancak Aydınlanma sayesinde o güne dek kendi kendisini idare etme kabiliyetine malik görünmeyen insan kendi idaresini kendi ellerine almak şansına sahip olmuştur. Bu bir taraftan büyük bir şans olarak yorumlanabilecek bir şey iken, diğer taraftan son derece ürkütücü bir sorumluluktur. Elbette Kant bu tarifini yaparken ileride Adorno ve Horkheimer tarafından tam da bu noktada eleştirilecek olan Aydınlanma’yı tarif ettiğini bilmiyordu. Kant yeterlilik eksikliği olarak adlandırdığı fenomen ile dünyayı ve hadiseleri yorumlamada başkalarının aklına ihtiyaç duymadan, kişinin bizzat kendi aklını ve yorumlama melekelerini devreye sokması idealinden yola çıkar ve bunu yeterlilik tavrı olarak tarif eder. Artık Kant’a göre önderlik edecek yegâne şey akıldır. Bu yeterliliği Aydınlanma’nın tarifi olarak yapan Kant “Aydınlanma kişinin her zaman aklını rehber edinmesidir” diyerek Aydınlanma’nın tarifini yapar. Kant’a göre Aydınlanma öncesi insanların yetkinlik eksikliğinin yegane sebebi kendi kabahatleridir ve bu kabahatin iki önemli sebebi vardır. Bunlardan birincisi tembellik ikincisi ise korkaklıktır. Yetkin olmamak son derece konforlu bir şeydir; zira yetkin olmak bir çaba ve enerji gerektirir. Bununla birlikte yetkinlik açığını kapatanlar toplum adına kriterleri ve izahları sunan din adamları haline gelmiştir. Aydınlanma bu tembelliğin izalesi ve din adamlarının ve din müessesesinin yarattığı korku atmosferinin dağılmasından başka bir şey değildir. Bunun için ise “Öncü Düşünenler” topluma rehberlik etmelidir. Kant öncü düşünenlerin zorunluluğunu izah ederken aydınlanma öncesi yetkin olmayan insanları evcilleştirilmiş ev hayvanlarına benzetir ve bu hayvanların aslında nasıl davranmaları gerektiğini kendilerini gösterecek kafeslerin kapılarını açacak kimseler olarak öncü düşünürleri görür. Kant toplumun nasıl aydınlanabileceği sorusunu cevaplarken özgürlük kavramına temel bir atıfta bulunur. Bu durumda karşısına çıkan “özgürlük acaba nedir?” sorusuna cevap olarak ise Kant “Özgürlük bireylerin hayatın her aşamasında açıklayıcı ve rehber olarak akıllarını kullanabilme imkânına sahip olma şanslarıdır” der.