Kentlilik Anlayışımız ve Betondan Şehirler

Murat KURTULDU / ÇİLİNGİR DERGİSİ / Bu Sayıda

Türkiye’nin hem siyasi hem de sosyal görünümünün son 15 yılda ciddi bir değişim geçirdiğini inkar edemeyiz. Değişimin olumlu bir istikamete mi ilerlediği yoksa “yozlaşmayı” hızlandırıyor mu olduğu ayrı bir tartışma olsa da gerçekten bir değişim ve “algı inşası” söz konusu. Üstelik bu “inşa” süreci sadece siyasi kimliği ve bu kimliğin beslendiği jargonu etkilemekle kalmıyor. Çok boyutlu; bireyden topluma, politikadan kültüre taşan bir değişimi de hızlandırıyor. Dah ada genelleştirirsek aslında bu değişim Türkiye’ye özgü bir durum da değil. Dünyada genel bir başkalaşım, liberalliğin gemisini yüzdüren küresel bir rüzgarın estiğini de gözardı etmemek gerekiyor.

Fakat bu yazının konusu girişteki ifadelerin öngördüğü biçimde “siyaset” ve “güncel politik konular” üzerine değil. Bu başlıkların uzun uzadıya konuşulmasından dolayı üzerine fazlaca bir “söz” söylemek, malumun ilamından öte bir anlam taşımayacaktır. Benim üzerinde durmayı düşündüğüm konu yine aynı döneme denk gelen; daha doğrusu son 10 yılda agresif bir biçimde değişim geçiren “kentlilik kültürümüz” üzerine olacak. Müslümanların üzerinde fazlaca düşünmediği belki sadece nostaljik bir romantizmle zaman zaman dert yandığı bir konu bu. Ancak dertlenmesine ve kentliliğin “modern halinin” insan ilişkilerine geri döndürülmesi zor hasarlar verdiğini farketmesine rağmen ne doğru bir okumaya ne de nitelikli bir çözüm önerisine sahip. Bu da “inşaat ya resulullah!” diyen abdestli kapitalistlerin “kentsel dönüşüm” iştahlarını daha da artırıyor.