Türk Rumeli: Balkanların Osmanlı Medeniyetindeki Yeri

Fatih M. Şeker / ÇİLİNGİR DERGİSİ / Üçüncü Sayı

Osmanlıların gözünde Rumeli, Avrupa’nın en güzel köşesidir. Hayatı baştan aşağı şiir yapan unsur bu topraklardır. Bu iklimin suyu leziz, havası temiz, insanı aziz ve zariftir. Bilindiği üzere Kosovalılar ve Türkler uzun süre aynı tarihi paylaşırlar. Prizren Osmanlı’da tasavvufî hayatın toplanış noktalarından biridir. Üçüncü devre Melâmîliğinin kurucusu olan Muhammed Nuru’l-Arabî’nin faaliyet merkezlerinden başında Prizren gelir. Vaziyet bu olduğuna göre sözümüze Mevlânâ ile devam edelim: Biz, bir perde ile yüzlerce ses çıkaran ney’iz. Manzara bundan daha iyi dile getirilemez. 1354’de başlayan, devamlı olarak tazelenen ve asırlara yayılan bir münasebet haritasından bahsediyoruz. Osmanlı hâkimiyeti 31 Ekim 1912’de biter. Fakat I. Murad Priştine’de, Abdurrahman Arnavut Paşa Budin’de şimdilik hâtıralara türbedarlık ettiklerine göre münasebetimiz kıyamete kadar sürecektir. Sırplar kendilerini nasıl Miloş’ta bulurlarsa bizim hüviyetimiz de Murad Hüdavendigâr türbesinde toplanır. İslâm tarih felsefesi belki de en iyi ifadesini “tarihte bir defa İslâm toprağı olan bir yer kıyamete kadar öyledir” sözünde bulur. Ortak taraflarımızın ne olup ne olmadığı sorusunun cevabı buradadır. Her iki ülke de birbiri için ehemmiyetlidir. Birini anlamak için diğerini de anlamak gerekir. O hâlde Osmanlı, benliğinin bir parçasını da Rumeli topraklarına borçlu olduğuna göre pekâlâ Hüdâvendigâr toprağına kök salan Osmanlı tarihini Balkanlardan hareketle de okuyabiliriz. Kurucu unsurunu Türklerin oluşturduğu Osmanlıların tarihi nasıl İslâm tarihinin bir devamı ise aynı zamanda Avrupa ve dünya tarihinin mühim bir aşamasıdır. Fatih Sultan Mehmed Hân’ın hakan, halîfe ve kayzer ünvanlarını toplamasında bu durum çok belirgindir.