Endüstriyel Sözlük

Yavuz Altınışık / ÇİLİNGİR DERGİSİ / Üçüncü Sayı

Tarih: Güncelin yüzüne bastırılmış koca numaralı çıplak ayak izi. Bir yanıyla dünün ihtiyar silueti bir yanıyla da günü emziren biberon. Sürdürülebilirliğini Adem babamızdan günümüz insanına kadar getirme başarısıyla arşivlenen cazibeli davetiye. Çekmeceli hafıza mıknatısı. Geçmişin hurdalığı ya da silmekle geçmeyecek toz katmanı. Kopması imkânsız çelik kuyruk. Her türlü halimizin korunup klonlandığı antik koleksiyon.

Gözlük: Göstermediği halde görmeyi biçimlendiren modernliğin ultra biçimsel görgüsü. Politik olarak her düzlemin düzlüğünde görülme olasılığı taşımasına rağmen sınıfsal kimliğin belirginleştirilmesinde kullanılan hammadde. Göze değil gösterilene ilişkin yüz takısı. Bakışmanın erotik penceresi. Kemik çerçeveli olanı ve abartılı boyun atkısıyla buluşanı entelektüel düzeyin renklendirmesi açısından makbuldür. Kâğıt ve kalem bitişikliğine sonradan iliştirilmiş en klişe yancılık.

Ağaç: Karakter bakımından insan benzerliğindeki durağan damar. Kusursuz güzellik propagandası. Dünyaya uzatılmış uhrevi manifesto. Soy ve kütük. Şecere ve kök. İncelmiş gözün halden hale çevrilen manzarası.  Kiminin politik reddiyesi kiminin kıyamet aşısı.

Hastane: Parçalanmış uzmanlık koridoru ya da modern bilimin insan soyuna üflediği metalik efsun. Yarı canlıların gömüldüğü mezarlık.

Para: Elin kiri. Varsılın sadakası yoksulun çeneye vuran yorgunluk maşası. Cepte büyütülen akrep. Gücü ve görünmezliği imanla eş tutulacak kadar vazgeçilmez, mikrobunu elden ele yayacak kadar da yapışıktır dünyaya. Sanalın elden ele tüttürülen fabrika bacası. Yaptırımın kâğıtla kuşandırılmış zırhı. Aslanın ağzına kaçmış seküler ekmek.

Çocuk: Soru sorma makinası. İnsanoğlunun görüp görebileceği en acemi rüya. Geçiciliği nedeniyle ömür ilerledikçe arzulanan travmatik regresyon. Ortalama bir insan ömrünün uzunluğuna oranla kısa sürülmüş imparatorluk. Bilgi ve görgüye olan açlığı bakımından azgelişmiş insan sevimliliği.

Sinema Salonu: Gözün karanlık odası. Gizlenen bedene karşı gözü aydınlatan müstehcen tablo. Kalabalıklar arasında kendini kendine boğdurmanın yoğunlaştırılmış galerisi. Işık ve gölgeyi, ses ve sükûtu aynı kapta harmanlayan metruk mahalle. Öğrencilik günlerinde sıklıkla uğranılan entelektüel metropol.

Yer sofrası: İnsanın görüp göreceği, gökten indirilmiş muteber bahşiş. Modern zamanların gadrine uğramış tevazu ihtişamı. Nimet denilen lütfun nasıl bir kıymette olduğunu anlamak için önünde diz çökülmesi gereken azametli yükselti. Alçakgönüllülük ifadesinin resmiyete kavuşturulduğu dondurulmuş cennet.

Küpe: Ziynetin ete geçirilmiş güzelliği. Ten ile metalin ortaklaşa kurduğu anonim pırıltı. Her çağın algısına ayar vermekle meşhur bir albenisi var. Kadından kadına genetik olarak geçirilen antikiteden kalma takıntılı hastalık. Cinsiyetin yaratılmış yazgısı. Kadını çekici kıldığı kadar erkeği de iten asmalı kilit. Yetmezmiş gibi çiçeklere de ad vermiştir kendisi.

Kültür: Sanatla birlikte anılmak gibi ince bir talihsizliği var. İkincinin ikincisi olarak festival salonlarında ederi gayetle tıkız. Büyük adam olmanın evvel şartları arasında anılması gereken bol hormonlu mantar. Yağmur yağınca sayısında artış olur.

Medeniyet:  Son dönemlerde en çok ekmek üreten hars. Her şey olmak imkânı ile hiçbir şey olamamış olanların ağzında sündürülen sakız. ‘Ne alırsan bir lira’cıların keyifle dillendirdiği lakırdı.  Menşeini bilmiyoruz. Fakat anlatıcısının dudağından akan salyaya bakarak ekmeğinin pek lezzetli olduğunu anlıyoruz.  Dolması mümkün olmayan “koy koy” torbası.

Kravat: Hırvat kökenli boyun bağı, köle uyruklu mimar olarak anılsa yeridir. Beyefendiliğe vurulan günübirlik tescil belgesi. Gemisinin yürüten kaptanın göndere yükselttiği zafer flaması ya da bir alışkanlık hurdalığı olarak asillik. Boyna geçirilmesi için havuz problemlerini çözmek kadar çetrefilli formülleri olan çok bilinmeyenli gereksizlik. Modernliğin hurafelerinden sakınmak için boyna takılan okunmamış muska. Resmiyetin zorunlu bağlacı olduğu kadar çok daraldığında başvurulması muhtemel kolay intihar melekesi.

Takvim: Geçiciliğe özentili imleç. Zamanın akışkanlığı ile varlığın ölümlüğü arasında kendini paralayan yaprak. Gösterdiği şey ile bütünleşemeyen zamane budalası. İleri yaşlarda oynanacak parantezli oyuncak.

Dolmakalem: Tükenmez kardeşlerine nazire olsun diye doldurulmuş kalem. Yüksek bürokratların cebini şenlendirdiği gibi yazarçizer takımın kahir ekseriyetince de kutsanan yüksek statü bronşu. Cebinin kutsal emaneti ya da ergen aklının yazıya dökülmemiş görgüsüzlüğü. Bir de bunun instagram hayranları var ki akıllara zarar.

Telefon:  Akıllısı çıkalı beri insanda akıl bırakmayan meşguliyet tutkalı.  Baş parmağın şöhreti.

Motosiklet: Sıfır politik imaj olmasına rağmen ergen entellerin aklında genç Ernesto’nun biyografik öyküsünü çağrıştırıyor. Serserilik üstüne öykünmüş motorlu metal yığını. Saç ve rüzgar ve hızın merkezine oturulan bireylik macerası. Kaportasının et ve kemikten ibaret olması içi dış bir olmanın mecaz-ı mürselliğine göz kırpıyor.  Ol ve öl kadranında hür olarak tek ölmenin parlatılmış kadifesi.

Sigara: Tiryakisi için bir sevgili konumunda iken acemileri için coll pozuna kurban edilen zıkkımlık meret. Sinematografik ayartıcılığı ile pek çoklarını yoldan çıkarmış fotojenik fantazma.

Kahve: Çayı tercih edenlerle ayrışmak için kullanılan katalizör. Bir soyluluk alameti olarak kentliliğin papyonun. Kompleks yıkama mekânlarında sıkça tüketilen sıvılaştırılmış köpük. Yapmacıklığın soylulaştırılmış mezesi.

Çay: Hilafsız köylü kasketi. Gerçek her yerdedir.

Devlet: Takım elbiseli karizmatik otorite. Tanrı özentili ideolojik aygıt. Siyah rengin tanrısal temsilcisi. Büyük olmanın çekici mıknatısı ya da absürtlüğün hukuka boyanmış sanatı. Kitlenin adeta doğar doğmaz fıtri bir refleksle imzaladığı manivelalı mukavele. Bireysel iradenin kendi sınırına sahip çıkması devesinin yularını bağladığı şatafatlı Leviathan. İnsanoğlunun yeryüzünde uydurduğu en görkemli gerçeklik.