Varlık, Birlik, Kimlik Davası

Osman Arslan / ÇİLİNGİR DERGİSİ / İkinci Sayı

‘Hiç’lik iken ‘var’lık oluşu anlatan(1) insanın yaratılışı, üç bin yılı devirmiş bir teolojik metafor olarak durmaktadır. Varoluş macerasını açıklayan teorilerin döngüsellik üzerine kurgulanması ise bize göre bir yanılsamadan ibarettir. Safhadan safhaya ilerlerken bir daha hiç bir zaman ‘hiç’ haline gelemeyecek bir ‘var oluş süreci’ belki helezonik ilerleme gösterebilir ama asla döngüsel değildir. “Big Bang ve Big Crunch arasındaki tarih içinde sayısız ‘özdeş durumlar yaşanacak’tır” anlayışı karşısında, şimdilerde yer tutan; insanlığa, mutlakiyeti izafiyete dönüştürme lütfunda bulunmuş Kuantum yaklaşımının kattığı yorumla modern kozmolojinin ‘Sonsuz Yinelenme’(2) teorisi F. Neitzche’nin ‘Bengi Dönüş’(3) teorisi üzerinde nafile adımlıyor. Ur-Eine (Tek Birlik) Neitzche elinde nihilist karakter kazanmış olsa da; Yunan idealist filozoflarında, Aztek yazıtlarında, Hind Upenişadlarında, Yahudi Kabbalasında, Arap eski dinsel söylemlerinde ve Türk Tasavvuf geleneğinde öteden beri görülen evrensel kültürün ortak olgusudur. Aslında yeni bir şey söylemiş olmuyorlar, sadece ateistik dil kullanmak kimseye orijinal olma imtiyazı sağlamaz. S. Kierkagaard’dan A. Camus’a kadar hemen herkes Neitzche’yi bu ayrıcalığa taşımak istese de, dünyada bir nevi ‘Sysiphos’un görevi’ni yapmakta olan insana önce ‘Tanrı öldü’ deyip sonra da‘Amor Fati’(yazgına razı ol) demek bu tinsel paradigmanın ta kendisine dönmekten başka bir şey değildir.