Modern Dünyanın Mistik Putu: Güvenlik

/ ÇİLİNGİR DERGİSİ / İkinci Sayı

On yedinci yüzyıl aydınlanması sanayi devrimini, sanayi devrimi ise tüm insanlığı küresel çapta kontrol altına alacak yeni bir hız ekonomisini doğurmuştu. Kapitalizm başlığı altında insan hayatına giren bu yeni ekonomik işleyiş sadece alış ve verişin sınırında değil tüm yaşamı etkileyecek çapta bir değişimin zorunluluğunu dayatıyordu. Bu dayatmaya göre bir şeylerin değişmesi öngörülüyorsa artık dünya geleneksel reflekslerin çok ötesinde yeni bir insan tipiyle tanışmaya hazırlanmalıydı. Çarkını buharın yakıcılığıyla döndürmeye başlayan sanayi devrimi sayesinde tüm alışkanlıklarını eski dünyanın tasallutundan sıyırma telaşına kaptıran insan, yeni bir algılama biçimine sürüklenecekti. Makinenin işlerliğindeki kolaycılığı hazmeden bu yeni insan modeli bir vakit yükünü hafifletmiş olmanın konforuyla eğlense de kısa aralıklarla dünya sathında cereyan edecek kıyıcı iki savaşın arasında başına gelen beladan kurtulmanın yollarını arayacaktı. Ve bu iki kıyıcı savaş sonrasında, kapitalizm ahlakıyla şekillenen sistem yeniden güncellenerek korkuyla güven arasında preslenmekten bir türlü başını kaldıramayan toplulukların inşa edilmesi sürecini tetikleyecekti.

Tüm bu olup bitenler zaviyesinden baktığımızda bugün modern diye adlandırılan yirmi birinci yüzyıl çarkının tüm hızıyla güven telkin etmeyen bir zeminde döndürüldüğüne şahit oluyoruz. Bütün mevzilerimizin ileri güvenlik teçhizatıyla mücehhez kılınmış olmasına rağmen artık insan olarak hepimizi türlü tehlikelere açık bir hedef olmanın huzursuzluğu sarmış durumda. Gelecek kaygısından kaybetme korkusuna, kaybetmenin korkusundan ontolojik bir yok oluşa doğru sürükleniyoruz birer birer. Başıboş yığınlar kümesinden kontrol altına alınmış güvensiz konformistlere dönüşümüzün psikolojik, sosyo-politik ve felsefi okumasını yapmak ve insanlık olarak karşı karşıya kaldığımız kaygının ontolojik anlamda fotoğrafını çıkarmak istiyoruz.

Çilingir dergisi olarak, büyük metropollerden köylere, devasa alışveriş merkezlerinden küçük işletmecilere kadar hemen her alana inen güvenlik aygıtlarının bu derece yaygınlaşmasının bir arkaplanı olduğunu düşünüyor ve güven denilen dinginliğin hangi güvencesizlikte olduğunun merakıyla soruyoruz:

Goerge Orwell’in “Big Brother”ına dönen yönetim sistemleri kendi varoluşsal kaygılarını teminat altına almak için herkesi birer Kafkaesk karaktere mi dönüştürmek istiyor? Bilim denilen sihirli değnek insanın bu varoluşsal güvensizliğini bertaraf etmede bir rol üstlenmiş midir? Psikoloji ya da sosyal bilimler çağın içine düştüğü bu çıkmazda insana birer güven alanı mı sunmuşlardır yoksa toplum ve bireyin ideolojik yönlendirilmesinde birer mühendislik çalışması olarak mı varlıklarını sürdürmektedirler? Milyarlarca kameraya, ilerleyen bilime, gelişen silah sanayiine rağmen neden hâlâ güven bunalımı içindeyiz?

Ölümden dirime insan dair her ne alan varsa hepsini ontolojik güvenlik çerçevesinde irdelemek istiyoruz. Yüzyılın tanıkları olarak hepimiz öyle ya ada böyle bir şekilde bu kaygıya doğru sürükleniyoruz. Dolayısıyla ontolojik güvenlik meselesini kriminal bir incelemeden uzaklaştırıp daha derinlikli bir alana çekmek istiyoruz.

Ontolojik güvensizliğin sanat, edebiyat ve siyaset genelinden alıp özel olarak insandaki yansımalarının neler olduğunu soruyor ve bu minvalde cevaplar arıyoruz. Aşırılaştırılmış güvenlik ekipmanlarına rağmen kaygı yine de had safhaya ulaşıyorsa bu donanımının bir işe yaramadığını fark ediyor ve güvencesizlikteki bilgeliğe ulaşmak istiyoruz.

Güvencesizlikteki bilgeliğin ise zırha, silaha ya da güce dayalı geliştirilen güvenlik tedbirleriyle değil ancak ve ancak imanla keşfedileceğine inanıyor ve imanla güven arasındaki ilişkinin sahihliğine dikkat çekmek istiyoruz. Güvencesizlikteki bilgeliği özetle şöyle anlıyoruz: Hiçbir somut güvencemiz yok, geleceğe dair hiçbir sigortamız bulunmuyor;  fakat bir ve tek olanın varlığına olan inancımız bütün kaygılardan bizi beri kılıyor. Descartes’ın düştüğü derin güven bunalımı neticesinde söylediği “cogito ergo sum” mottosunu güvencesizliğimizin bilgeliğine sığınarak “credo ergo sum”a çeviriyoruz.