Bir Vasıta Olarak Medeniyet

Doç.Dr.Fatih M.Şeker / ÇİLİNGİR DERGİSİ / Birinci Sayı

Modernleşme devrinin başlangıcından beri medeniyet kelimesinin ziyaret etmediği bir ağız kalmamıştır. Eline kalem alan herkese sermaye-i bahs olan ve Nasreddin Hoca destanları gibi yâr ve ağyâr dilinde dönüp dolaşan, çengel sakızı gibi çiğnenip duran bu kelimenin manası kullanan kimsenin hayat karşısında aldığı vaziyete göre değişir. Deve burnu gibi yularlı, dişi deveboynu gibi nereye çekilirse, oraya giden bu kavram yöneldiğimiz istikametin bir idealizasyonu hâline gelir. Hâliyle muhtevayı modernleşme devrinde iman edilen hemen bütün fikirler doldurur. Bu vadide bakışlar içe doğru katlanarak dışarı açılır. Mazinin içinde bugünü hâliyle geleceği arayan Cevdet Paşa Batı medeniyetinin arka planında İslâm medeniyeti olduğunu ifade ederken, Sultan III. Selim öteden beri Avrupa medeniyetine râğbet eder. Cumhûriyet’in kuruluş devrinde asrî medeniyete dâhil olmak için gerekli tüm unsurların İslâm’dan evvelki devirde mevcut olduğunu vurgulayan, “Türk ve Müslüman kalmak şartıyla, Avrupalı bir millet” olmayı, “Avrupa medeniyeti içinde bir Türk harsı” yapmayı mümkün gören Ziya Gökalp, “bu günkü medeniyet Avrupa medeniyetidir” der. Şinasi’yle aynı vadide yol alan Namık Kemal de “medeniyetsiz yaşamak, ecelsiz ölmek kabilindendir, medeniyet aleyhine kıyâm etmek ecel-i kazaya kâtillerden, haydutlardan ziyade muîn olmaktır” hükmünü vererek her şeyi aktüaliteye bağlar.

 

Yazının devamını okumak için dergimize abonu olun.